Şili, son yıllarda elektrikli toplu taşıma dönüşümünde dünya çapında örnek gösterilen bir ülkeye dönüştü. Çin’in ardından dünyanın en geniş ikinci elektrikli otobüs filosuna sahip olması, yalnızca büyük yatırımlarla değil, yıllara dayanan bir stratejik planlamayla mümkün oldu. Santiago sokaklarında bugün 3.059 elektrikli otobüs hizmet verirken—bu, toplam filonun yaklaşık yüzde 40’ına karşılık geliyor—ülke 2035 itibarıyla tüm toplu taşıma araçlarında yüzde 100 sıfır emisyon hedefini uygulamaya hazırlanıyor. Almanya merkezli Agora Verkehrswende düşünce kuruluşu, Şili’nin bu dönüşümünü mercek altına alan geniş kapsamlı bir analiz yayımladı ve bu modelin Avrupa’ya neden ilham verebileceğini detaylandırdı.
Araştırmanın başında yer alan Linda Cáceres Leal, Şili’deki başarının tek bir faktöre bağlı olmadığını, aksine uzun vadeli politika tutarlılığı, finansal mekanizmalar, hizmet kalitesi, kamuoyu desteği ve doğru teknolojik altyapının birleşiminden oluştuğunu vurguluyor. Şili’nin elektrikli ulaşım vizyonu, 2015’te yayımlanan ulusal iklim taahhütleriyle başlıyor; 2016’da hazırlanan “2050 Enerji Politikası” ile güç kazanıyor ve 2017’de çıkarılan “Ulusal Elektromobilite Stratejisi” ile somut bir yol haritasına dönüşüyor. Bu strateji, 2050 itibarıyla özel araçlarda yüzde 40, toplu taşımada yüzde 100 elektrikli araç hedefi koyarak bölgesinde öncü bir politika ortaya koymuştu.
Şili’nin 2020 sonrasında attığı adımlar, dönüşümün ivmelenmesini sağladı. 2021’de yürürlüğe giren yakıt verimliliği yasası ülkeye ithal edilen tüm araçları doğrudan etkilediği için pazarın yönünü belirleyen önemli dönüm noktalarından biri oldu. 2022’de kapsam genişletilerek, taksilerden dolmuşlara kadar tüm toplu taşıma araçlarının 2035’ten itibaren yalnızca sıfır emisyonlu olarak kabul edileceği ilan edildi. Bu kararlılık, ülkenin iklim stratejilerinin uluslararası arenada da dikkat çekmesini sağladı; 2023’te Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI), Şili’nin uzun vadeli düşük emisyon stratejisini politika bütünlüğü açısından dünyanın en iyileri arasında gösterdi hatta bazı alanlarda AB ve İngiltere'nin üzerinde değerlendirdi.
Agora’nın çalışması, bu büyük dönüşümden çıkarılabilecek beş temel dersi şöyle sıralıyor:
1. Uzun vadeli politikalar ve siyasi tutarlılık:
Elektrikli ulaşım yatırımları büyük riskler içerdiği için üreticiler ancak kararlı ve öngörülebilir hedeflere güvenerek yatırım yapabiliyor. Şili, iktidar değişikliklerine rağmen genel stratejiyi sabit tuttuğu için dönüşüm istikrarlı şekilde ilerledi. Bu noktada Avrupa’daki tartışmaların sık sık değişmesi, sektör için önemli bir belirsizlik kaynağı olarak gösteriliyor.
2. Yaratıcı finansman mekanizmaları:
Santiago’daki sistem, varlık sahipliği ile operasyonu ayıran benzersiz bir model üzerine kurulu. Bu yaklaşım, özel yatırımcıların riskini azaltarak elektrikli filoya geçişi hızlandırdı. Enerji tarifelerinin yeniden düzenlenmesi, işletme maliyetlerinde yüzde 22’ye kadar tasarruf sağladı. Aynı dönemde kirletici araçları cezalandıran verimlilik standartlarının devreye girmesi, yatırımların yönünü iyice netleştirdi.
3. Altyapı dönüşümünün ülke geneline yayılması gerektiği:
Şili’nin başarısının büyük kısmını Santiago sağlıyor; başkent tek başına operasyonel elektrikli otobüslerin yüzde 95’ine, şarj terminallerinin ise yüzde 93’üne sahip. Bu durum, bölgesel kentlerin dönüşümde geri kalmasına yol açıyor. Kırsal hatlarda düşük nüfus yoğunluğu, yüksek kilometreler ve daha düşük finansal cazibe, süreci zorlaştıran başlıca unsurlar.
4. Elektrifikasyonun yalnızca otobüslerle sınırlı kalamayacağı:
Ülkedeki ağır ticari araç elektrifikasyonu hâlâ pilot aşamasında. Bugüne kadar yalnızca 280 elektrikli kamyon test edildi ve bu süreçte kilometre başına işletme maliyetlerinin ortalama yüzde 70 düştüğü gözlemlendi. Ancak özel araçların elektrikli penetrasyonu yalnızca yüzde 2,5 seviyesinde; bu oran artmadığı sürece ülke çapındaki karbon azaltımı sınırlı kalacak.
5. Başarı hikâyelerinin diğer ülkeler için itici güç oluşturması:
Agora’ya göre Şili’nin örneği, yalnızca Latin Amerika’da değil, Avrupa’da da güçlü bir motivasyon yaratabilir. Büyük ölçekli ve görünür projeler, diğer ülkelerin de benzer dönüşümlere yönelmesini sağlayacak psikolojik ve siyasi bir etki yaratıyor.
Çalışmada dikkat çeken önemli bir bulgu daha var: Şili’nin yerli bir otomobil endüstrisine sahip olmaması, dönüşümü hızlandıran bir avantaj olarak değerlendiriliyor. Almanya gibi güçlü sanayi ülkelerinde, üreticilerin dönüşüm sürecine uyum sağlaması zaman alırken, Şili mevcut bir sanayiyi dönüştürmek zorunda kalmadan yeni teknolojileri doğrudan benimseyebildi.
Araştırmanın ilerleyen bölümlerinde özel elektrikli araç pazarının neden yavaş ilerlediği de ele alınıyor. Ülkede her 18.000 kişiye yalnızca bir halka açık şarj noktası düşüyor. Bu eksiklik, tüketicilerin elektrikli araç satın alma isteğini azaltan en büyük faktörlerden biri. Agora, ülke genelinde 150 kW ve üzeri hızlı şarj istasyonlarının otoyollar boyunca stratejik şekilde yerleştirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Santiago’da elektrikli otobüs filolarının enerji depolama potansiyeli de çalışma kapsamında incelenmiş. Düzenli olarak tahmin edilebilir şarj döngülerine sahip büyük otobüs depolarının gelecekte akıllı şebeke yönetiminde önemli enerji tamponları haline gelebileceği ifade ediliyor. Ömrünü tamamlayan otobüs bataryalarının sabit depolama çözümlerine dönüştürülmesiyle enerji sisteminin dayanıklılığının artırılabileceği belirtiliyor.
Agora’nın raporu, Avrupa ülkelerine yönelik özel bir mesajla son buluyor: Eğer Avrupa kamu taşımacılığı elektrifikasyonunu hızlandırmak istiyorsa, Şili’nin yaptığı gibi istikrarlı hedefler koymalı, belirsizliği azaltmalı, operatörlere planlama güveni sunmalı ve finansal mekanizmaları modernize etmeli. Aksi durumda elektrikli araç dönüşümü yavaşlayacak ve mevcut ilerleme ivmesi kaybolacak.
Araştırmanın başında yer alan Linda Cáceres Leal, Şili’deki başarının tek bir faktöre bağlı olmadığını, aksine uzun vadeli politika tutarlılığı, finansal mekanizmalar, hizmet kalitesi, kamuoyu desteği ve doğru teknolojik altyapının birleşiminden oluştuğunu vurguluyor. Şili’nin elektrikli ulaşım vizyonu, 2015’te yayımlanan ulusal iklim taahhütleriyle başlıyor; 2016’da hazırlanan “2050 Enerji Politikası” ile güç kazanıyor ve 2017’de çıkarılan “Ulusal Elektromobilite Stratejisi” ile somut bir yol haritasına dönüşüyor. Bu strateji, 2050 itibarıyla özel araçlarda yüzde 40, toplu taşımada yüzde 100 elektrikli araç hedefi koyarak bölgesinde öncü bir politika ortaya koymuştu.
Şili’nin 2020 sonrasında attığı adımlar, dönüşümün ivmelenmesini sağladı. 2021’de yürürlüğe giren yakıt verimliliği yasası ülkeye ithal edilen tüm araçları doğrudan etkilediği için pazarın yönünü belirleyen önemli dönüm noktalarından biri oldu. 2022’de kapsam genişletilerek, taksilerden dolmuşlara kadar tüm toplu taşıma araçlarının 2035’ten itibaren yalnızca sıfır emisyonlu olarak kabul edileceği ilan edildi. Bu kararlılık, ülkenin iklim stratejilerinin uluslararası arenada da dikkat çekmesini sağladı; 2023’te Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI), Şili’nin uzun vadeli düşük emisyon stratejisini politika bütünlüğü açısından dünyanın en iyileri arasında gösterdi hatta bazı alanlarda AB ve İngiltere'nin üzerinde değerlendirdi.
Agora’nın çalışması, bu büyük dönüşümden çıkarılabilecek beş temel dersi şöyle sıralıyor:
1. Uzun vadeli politikalar ve siyasi tutarlılık:
Elektrikli ulaşım yatırımları büyük riskler içerdiği için üreticiler ancak kararlı ve öngörülebilir hedeflere güvenerek yatırım yapabiliyor. Şili, iktidar değişikliklerine rağmen genel stratejiyi sabit tuttuğu için dönüşüm istikrarlı şekilde ilerledi. Bu noktada Avrupa’daki tartışmaların sık sık değişmesi, sektör için önemli bir belirsizlik kaynağı olarak gösteriliyor.
2. Yaratıcı finansman mekanizmaları:
Santiago’daki sistem, varlık sahipliği ile operasyonu ayıran benzersiz bir model üzerine kurulu. Bu yaklaşım, özel yatırımcıların riskini azaltarak elektrikli filoya geçişi hızlandırdı. Enerji tarifelerinin yeniden düzenlenmesi, işletme maliyetlerinde yüzde 22’ye kadar tasarruf sağladı. Aynı dönemde kirletici araçları cezalandıran verimlilik standartlarının devreye girmesi, yatırımların yönünü iyice netleştirdi.
3. Altyapı dönüşümünün ülke geneline yayılması gerektiği:
Şili’nin başarısının büyük kısmını Santiago sağlıyor; başkent tek başına operasyonel elektrikli otobüslerin yüzde 95’ine, şarj terminallerinin ise yüzde 93’üne sahip. Bu durum, bölgesel kentlerin dönüşümde geri kalmasına yol açıyor. Kırsal hatlarda düşük nüfus yoğunluğu, yüksek kilometreler ve daha düşük finansal cazibe, süreci zorlaştıran başlıca unsurlar.
4. Elektrifikasyonun yalnızca otobüslerle sınırlı kalamayacağı:
Ülkedeki ağır ticari araç elektrifikasyonu hâlâ pilot aşamasında. Bugüne kadar yalnızca 280 elektrikli kamyon test edildi ve bu süreçte kilometre başına işletme maliyetlerinin ortalama yüzde 70 düştüğü gözlemlendi. Ancak özel araçların elektrikli penetrasyonu yalnızca yüzde 2,5 seviyesinde; bu oran artmadığı sürece ülke çapındaki karbon azaltımı sınırlı kalacak.
5. Başarı hikâyelerinin diğer ülkeler için itici güç oluşturması:
Agora’ya göre Şili’nin örneği, yalnızca Latin Amerika’da değil, Avrupa’da da güçlü bir motivasyon yaratabilir. Büyük ölçekli ve görünür projeler, diğer ülkelerin de benzer dönüşümlere yönelmesini sağlayacak psikolojik ve siyasi bir etki yaratıyor.
Çalışmada dikkat çeken önemli bir bulgu daha var: Şili’nin yerli bir otomobil endüstrisine sahip olmaması, dönüşümü hızlandıran bir avantaj olarak değerlendiriliyor. Almanya gibi güçlü sanayi ülkelerinde, üreticilerin dönüşüm sürecine uyum sağlaması zaman alırken, Şili mevcut bir sanayiyi dönüştürmek zorunda kalmadan yeni teknolojileri doğrudan benimseyebildi.
Araştırmanın ilerleyen bölümlerinde özel elektrikli araç pazarının neden yavaş ilerlediği de ele alınıyor. Ülkede her 18.000 kişiye yalnızca bir halka açık şarj noktası düşüyor. Bu eksiklik, tüketicilerin elektrikli araç satın alma isteğini azaltan en büyük faktörlerden biri. Agora, ülke genelinde 150 kW ve üzeri hızlı şarj istasyonlarının otoyollar boyunca stratejik şekilde yerleştirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Santiago’da elektrikli otobüs filolarının enerji depolama potansiyeli de çalışma kapsamında incelenmiş. Düzenli olarak tahmin edilebilir şarj döngülerine sahip büyük otobüs depolarının gelecekte akıllı şebeke yönetiminde önemli enerji tamponları haline gelebileceği ifade ediliyor. Ömrünü tamamlayan otobüs bataryalarının sabit depolama çözümlerine dönüştürülmesiyle enerji sisteminin dayanıklılığının artırılabileceği belirtiliyor.
Agora’nın raporu, Avrupa ülkelerine yönelik özel bir mesajla son buluyor: Eğer Avrupa kamu taşımacılığı elektrifikasyonunu hızlandırmak istiyorsa, Şili’nin yaptığı gibi istikrarlı hedefler koymalı, belirsizliği azaltmalı, operatörlere planlama güveni sunmalı ve finansal mekanizmaları modernize etmeli. Aksi durumda elektrikli araç dönüşümü yavaşlayacak ve mevcut ilerleme ivmesi kaybolacak.
Kaynak: agora-verkehrswende.org (PDF Çalışması)